Gençlik Rehberi adlı eserinden dolayı aleyhinde dava açılmış ve İstanbul’a gelmesi istenmişti. Mahkemenin davetine icabet ederek İstanbul’a gelmiş ve bir otele yerleşmişti. Kapıda iki polis sürekli nöbet tutuyordu.
İstanbul’a geldiğini duyan herkes onu ziyarete gelmek istiyor ve zor da olsa bir fırsatını bulup duasını alıyordu. Özellikle üniversite talebelerinden onu görmeye gelenler çoğunluktaydı.
Kendisine muhabbet besleyen bir aşçı da ona her gün üç öğün yemek yapıyor ve gönderiyordu. Her seferinde teşekkür ediyor ve geri çeviriyordu.
Birgün aşçı elinde sefertasıyla yine geldi. Birkaç çeşit yemek yapmıştı. Bu sefer kendi elleriyle yaptığı yemeği mutlaka Bediüzzaman’a ikram etmek, onun hayır duasını almak istiyordu.
Bediüzzaman:
“Kardeşim razı olsun, ben zaten pek bir şey yiyemiyorum. Bir yumurta, bir dilim peynir ve birkaç tane zeytin bana günlerce yetiyor.”
Aşçı bir defa daha geri çevrilmenin üzüntüsüyle ne diyeceğini bilemedi.
Bunu farkeden Bediüzzaman aşçının da gönlünü alacak şu teklifte bulundu:
“Peki kardeşim, bu yemekleri kapı önünde bekleyen polislere ver. Benim yerime onlar yesinler. Onlar çok zahmet çekiyorlar.”
(Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler-1 kitabından)
"Ey bu yerlerin hâkimi! Senin bahtına düştüm. Sana dehalet ediyorum ve sana hizmetkârım ve senin rızanı istiyorum ve seni arıyorum''
Sponsor üye
Tarih:
Reklam Alanı - Bu Alana Reklam Vermek İçin Bizimle İrtibata Geçiniz...
Sitemize Destek Olmak İçin Reklamlara Her Gün Bir Defa Tıklayın...
Anlayamadığım bir şey var. Bugün ülkemizde Bilinen ve Bilinmeyen
Cemaatler,Tarikatler sayıları yüzlerce veya binlerce..İşte kardeşimiz
dostu Bediüzzaman Hazretlerinin hayatından bir kesit aktarmış
bizlere..Bu ve buna benzer örnekler açık ve seçik ortadayken, Biz
O günleri yaşayan büyüklerle, Bugünleri yaşayan büyüklerimizi
kıyaslaya biliyormuyuz acaba? Onların ve talebelerinin hayatları ve
yaşamları ortada!! Bugünkülerinde!!! Bunu, ayırt etmeksizin ve sami
mi duygularımla, isim vermeden, tamamını kapsayacak şekilde
soruyorum? cevabını da buraya yazmanızı istemiyorum!!
Şayet kendi kendinize,analiz yaptıktan sonra vereceğiniz cevap,
"Evet, benim bağlı olduğum cemaat,tarikat,hareket,hocalar,şeyhler
vs. sancağı devir aldıkları büyükleri gibi yaşıyor!" ise doğru yoldasınız.
"Hayır...." ise, sizi Hayırlarla karşılaştırsın..
Yeşil Üye
Tarih:
Cum Eyl, 2009 21:35 pm
amin...
gerçekten çok güzelmiş razı olsun..
Mavi Üye
Tarih:
Cum Eyl, 2009 23:04 pm
Değerli cerenimo kardeşim,
Yazıma Efendiler Efendisi (s.a.v.)'nin bir Hadis-i Şerif'i ile başlayayım;
Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki;
Sürüden ayrılan koyunu nasıl kurt kaparsa, Cemaatten ayrılan insanıda öğle şeytan kapar... Bu cemaatlerin önemini azda olsa anlamanızı sağlar. Buna camide namaz kılan cemaat vede yolunda nefsi ile cihat eden cemaatler de dahil...Niye o zaman ki dostları ve şimdiki onların yolunda gitmeye çalışan Müslümanları kıyaslayarak bir fitne tohumu ekilmesine vesile olmayalım..
Hiçbir cemaat veya tarikat ehli dememiştir ve diyemezki, ben benden öncekilerle aynı makam ve mertebedeyim.. Bu telafuzu ne o cemaatin başındakiler nede talebeler der. Kimseninde böyle bir derdi de yok zaten..Örneğin Bediüzzaman Hz.lerinin yolunu takip eden Nur Talebeleri, Bediüzzaman olmak için mi Risale-i Nur okur? yoksa böyle bir dostundan faydalanarak hata ve kusuratını düzeltebilmek için mi?.. bu birinci husus..
Diğer bir husus, Risale-i Nur talebeleri sadece Risale-i Nur okur (Kur'an, Hadis vs. okumaz mı? deyipte fitneyi artırmayalım lütfen) Başımız da da ne bir şeyh nede bir hoca vardır..Bediüzzaman Hz'leri bile ben sizin şeyhiniz veya hocanızım dememiştir.Ben sizin desr arkadaşınızım, ben kendi nefsime okuyorum isteyen benle beraber bunu dinleyebilir. demiştir..
Örneğin; Bir Nur Cemaati içerisinde sohbet yapan kişiye en hafifinden asla hoca diyemezsin. Kaç yaşında olursa olsun. Hitap üslubu şu dur; büyükler abi, küçükler kardeştir.Bu abi kardeşler bir araya gelerek (c.c.)'ın ilmini öğrenmeye çalışırlar. Bunun neresi garip...
Sen bu soruyu sorarken cemaatlere olan hoşnutsuzluğundan soruyorsun.Yoksa şimdikiler öncekiler gibi değil diye sormuyorsun...
Çok şeyler anlatmak isterim.Hatta canlı olarak görüşmek isterim seninle ama imkanlar el vermiyor vede yazı ile insan duygularını anlatamıyor...
Sadece sana bu aciz kardeşinden bir nasihat olsun. Ön yargılı olma, araştır ve ondan sonra fikir sahibi ol..Kulaktan dolma konularla tartışarak husumet ortamı oluşturmayalım... Burada ki insanların tek amacı var Rıza-ı İlahi... varmı başka sebep? yok bırak kim ne yaparsa yapsın..
Bediüzzaman hz'lerinin bir sözü ile kelimelerime nihayet veriyorum..
Üçüncü Düstur: Adavet (düşmanlık) etmek istersen, kalbindeki adavete adavet et; onun ref'ine çalis Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmarene ve heva-i nefsine adavet et, islahina çalis O muzir nefsin hatiri için, mü'minlere adavet etme Eger düsmanlik etmek istersen; kafirler, zindiklar çoktur; onlara adavet et Evet nasilki muhabbet sifati, muhabbete layiktir; öyle de adavet hasleti, her seyden evvel kendisi adavete layiktir...
Vesselam..
Kıdemli Üye
Tarih:
Cum Eyl, 2009 23:52 pm
general abi yada kardeş bu hadisi de nerden buldun. bu arada cerenimo benim karşılaştığım hayırlar tavan yaptı bilesin.
Mavi Üye
Tarih:
Cmt Eyl, 2009 0:15 am
“Şeytan insan kurdudur; sürüden ayrılan, tek başına kalan koyunu dağdaki kurt nasıl kaparsa, cemaatten ayrılan kimseyi de şeytan öylece kapar” (Ahmed, Tabaranî)
Mübarek yeterli mi bu cevap...
Mavi Üye
Tarih:
Cmt Eyl, 2009 0:19 am
Tasavvuf ve manevi terbiyeden kaçanlar, meşhur bir sözle uyarılırlar: “Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır.” Büyük veli Beyazid-i Bistamî (K.S.)’ye ait bu söz, doğrusu hassas bir konuya işaret ediyor. Öyle ya; eğer bu ifade dinî bir delile dayanıyorsa, gerçek bir mürşidin talebesi olmayan herkesin durumu yeniden gözden geçirilmeye muhtaç….
Eğer bir tecrübe ve gözleme dayanıyorsa, tecrübe bir ilimdir, ve bir hakikat payı aranması gerekir. Bu sık kullanılan ifade, “bir mürşidin elinden tutanlar şeytanın elinden kurtulmuş mu oldular? Biz öyle şeyhleri gördük ki, şeytanı hiç aratmıyorlar! Hem iyi de olsa şeyh bir peygamber mi ki, ona uymayanlar iflâh olmasın? Biz Kur’an ve Sünnet’ten başkasına uymayız” itirazıyla karşılanagelmiştir.
Bu meselenin iç yüzünü incelemek için şüphesiz en doğru yol, konuyu yanılmaz iki şahidin, yani Kur’an ve Sünnet’in ölçülerine göre ele almak…
Önce şunu belirtelim ki tasavvuf ehli, mürşid deyince gerçekten kendisine uyulmaya layık bir dostunu kasdederler.
Gerçek mürşid alimdir, ariftir, takva ve edebte zirvedir, nur ve feyiz sahibidir. Ayrıca insan terbiyesinde ehliyetli ve irşad işinde izinlidir. Hz. Peygamber (A.S.)’in vârisidir. Çünkü kendisi terbiye olmamış bir kimsenin başkasını terbiye edemeyeceği açıktır.
İkinci olarak, mürşid deyince tek bir insan değil, o insanının etrafında toplanmış, gönlünü ve yönünü ’a çevirmiş bir cemaat akla gelmelidir.
Çünkü gerçek mürşid, takva yolunda bir imamdır ve kendisine uyanlar için emin bir rehberdir. Böyle bir mürşidin elinden tutan kimse, aynı zamanda birçok mümin kardeşiyle yolunda el
ele tutmuş demektir. Şeytana karşı bu ne büyük bir kuvvet ve ne sağlam bir siperdir!
Kâmil mürşidden kaçmak, böyle bir cematten uzaklaşmak ve dini yalnız başına yaşamaya çalışmak demektir. Bu ise ne kadar zevksiz bir iş ve desteksiz bir gidiştir! Tasavvuf, topluca tevbe etmek,
birlikte zikretmek, şeytanlara karşı birleşmek, hak için birbirini desteklemek ve cemaat halinde yolunda yürümektir.
Kur’an’ın ve Rasulullah’ın uyarıları
“Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır” sözü, Hz. Kur’an’a aykırı değildir; aksine birçok ayet tarafından desteklenmektedir. Çünkü, tek başına kalan bir kimesenin insan ve cin şeytanlarına yem olacağına Kur’an’daki pek çok ayet işaret etmektedir.
u Tealâ, kendi yolunda topluca hareket etmemizi emrediyor. Parçalanmayı, dağılmayı, tek başına kalmayı yasaklıyor (Al-i İmran/102-103).
Bunun, düşmanlar karşısında zayıflık ve mağlubiyet sebebi olacağını belirtiyor (Enfal/46).
Cenab-ı Hak hepimizi gerçek takvaya çağırıyor ve bunun için sadık kullarla beraber olmamızı istiyor (Tevbe/119).
’ın zikrinden kaçanların şeytanın kucağına düştüğünü de Kur’an-ı Kerim şöyle ifade ediyor:
“Her kim Rahman olan ’ın zikrinden gafil kalırsa, biz ona bir şeytan musallat ederiz; o şeytan ondan hiç ayrılmaz. Bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar, onlar ise kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.” (Zuhruf/36-37)
“Rehberi olmayanın, tek başına kalanın rehberi şeytandır” sözü, bir çok hadis-i şerifin ortak manasını da ifade etmektedir. Şöyle ki, Rasulullah (A.S.) Efendimiz, şeytanın insan kurdu olduğunu, herkese pusu kurduğunu ve cemaattan ayrılan, tek başına kalan kimseyi kolayca yuttuğunu haber veriyor. İşte Rahmet Peygamberi’nin uyarıları:
“Şeytan insan kurdudur; sürüden ayrılan, tek başına kalan koyunu dağdaki kurt nasıl kaparsa, cemaatten ayrılan kimseyi de şeytan öylece kapar.” (Ahmed, Tabaranî)
“Sizin cemaat halinde bulunmanız gerekir. Ayrılıktan, tek başına kalmaktan sakının. Şüphesiz şeytan tek başına kalanla beraberdir. O, ( için beraber olan) iki kişiden uzak durur.” (Tirmizî, Ahmed, Hakim)
“Şüphesiz u Tealâ, ümmetimi sapık fikir ve fitne üzerinde bir araya getirmez. ’ın eli (rahmet ve desteği) cemaatin üzerindedir. Kim cemaattan ayrılırsa ateşe düşer.” (Tirmizî, Tabaranî)
Bu mealdeki hadislerin ortak manası ve uyarısı şudur: Dini tek başına yaşamaya kalkmayın. yolunda birlik olun, alimlere uyun, takva üzere giden cemaata sımsıkı yapışın. Tek başına kalanın kalbini şeytan sarar, yolundan alıkoyar ve kolayca zarara sokar. Bu düşmana karşı birlik kalesine girin, sevgisini siper edinin ve ölene kadar böyle gidin. Emniyetiniz budur. Şu halde “başında bir rehberi olmayanın rehberi şeytandır” sözü Kur’an ve Sünnet’e aykırı değildir.
Tecrübeler de onu desteklemektedir. Bir üstada gitmeden, alim bir rehberi bulunmadan, peygamberlerden başka kâmil olan kimse yoktur. Maddi sanat ve fenlerde de durum aynıdır. Başında bir usta olmadan hiçbir çırak, kolay kolay usta olamaz. Arifler demişlerdir ki: “Kendi başına büyüyen ağaç yaprak açar, fakat meyve vermez. Verse de meyvesi yenmez. Bir edeb ehlini görmeyen gerçek edeb nedir bilmez. Bildikleri de kendisine yetmez.”
Kur’an ve Sünnet’i rehberle yaşamak
Bazıları, “Biz Kur’an ve sünnete uyduktan sonra niye sapıtalım ki? Bizim emniyetimiz mürşide değil, Kur’an ve Sünnet’e uymaktır. Mürşide ve müridlerine lazım olan da bu değil mi?” diye soruyorlar.
Evet, hepimiz içimiz ve dışımızla ilahi hükümlere uymakla mükellefiz. Kâmil mürşidlerin bundan başka bir hedefi yoktur. Bütün mesele, her durumda Kur’an ve Sünnet çizgisinde giden adamı olabilmektir. Buna ihsan makamında kulluk denir. Acaba bunun en güzel yolu nedir? Sadece okumak mı, yoksa yolu bilene uymak mı? Mesafesi uzun, engelleri çok, tehlikeleri fazla, her yanı gizli düşmanlarla çevrili bir yolu, sadece tarifle mi gitmek emniyetlidir, yoksa yolu bilen bir rehberle mi?
Bu yol, insanın benliğini aşıp hakikatına ulaşma yoludur. Bu yoldaki en büyük engel insanın nefsidir. Bu yol, Alemlerin Rabbi’ne gerçekten kul olma yoludur. Onun etrafı düşmanlarla
doludur. Yalnız gidilmez, yol çok uzundur.
Şeytandan yakayı sıyırmak mümkün mü?
Kur’an-ı Hakim bildiriyor ki, şeytan, ölene kadar hiç kimseden elini çekmez, ümidini kesmez, Bunun için yemini vardır (Sa’d/80-83).
O peygamberlere bile hile yapmak ister, ancak ’ın nuru onu engeller (Hac/52).
Kâmil mürşidler şeytanın baş düşmanıdır; onlara yanaşmak ister, karşısında yine ilahi nuru bulur; siner, kaçar. Çünkü, onlar Alemlerin Rabbi’ne teslim olmuşlardır. O da onları özel himayesine almıştır (Nahl/99, İsra/65).
Şeytanın şerrinden peygamberler ve veliler ancak ’ın yardımıyla emin oldular. Yolu bir kere Mekke’ye, beş defa tekkeye uğrayan bir müslüman ondan kurtulduğunu nasıl düşünebilir?
Mürid, ’a yönelen kimse demektir. Şeytan en fazla bu kimselerle uğraşır. Bunun için her yolu dener. En iyi yaptığı iş vesvese vermektir. Açıkça günaha sokamadığı müridi, yaptığı hayırlı amelleri ile azdırmaya çalışır. Ancak, mürşidine ve cemaatine bağlı sadık bir müridin bir tane şeytanı varsa, binlerce dostu ve yardımcısı mevcuttur. Onların bereketiyle hastalığını anlar, ilacına koşar. Ancak, kalbini değil cebini düşünen, din değil dünya derdine düşen, niyeti sakat olduğu halde sadık görünen kimseler, şeytanın maskarası, müslümanların yüzkarasıdır. Bunlar mürşid değil şeytandır, mürid değil, münafıktır. Ve onlar bizim konumuz dışındadır. Tek başına hakikatı arayan kimse yorulur, çoğu zaman şeytanın oyuncağı olur. Şeytan bu insana açıktan günah işletemez ise, yaptığı hayırlara yönelir. Bu yolla mümini zarara sokmaya çalışır, bunu da genelde başarır. Şeytan ilim sahiplerine daha çok gizli günahları işletir. Onu gösteriş, kin, kibir, hased, gaflet, eşyaya aşırı muhabbet, makam hırsı, kendini beğenme, ameli ile övünme, insanları küçük görme gibi tesbiti güç, tedavisi zor günahlara daldırır. Başında bir mürşidi, çevresinde kendisini uyaracak kardeşleri olmayan kimse, asıl halini anlamadan ve bir çaresine bakamadan ölür gider. Sonuçta insan ağlar, şeytan güler.
Dr. Dilaver Selvi
Yeşil Üye
Tarih:
Cmt Eyl, 2009 17:46 pm
cc razı olsun general cok güzel anlatmıssın...
Kıdemli Üye
Tarih:
Pzr Eyl, 2009 5:29 am
ben genede ın mümin kullarından olmak için cemaate ihtiyaç görmüyorum. suçuda hep şeytana atmayalım lütfen.
Mavi Üye
Tarih:
Pts Eyl, 2009 0:11 am
yuziap demiş ki:
ben genede ın mümin kullarından olmak için cemaate ihtiyaç görmüyorum. suçuda hep şeytana atmayalım lütfen.
Olabilir tabi kardeşim..Haşa kimsenin sen bir cemaate bağlı değilsin bu yüzden senin imanından veya ahiretinden şüphe ederim demeye hakkı yok... muhafaza ona bu uyarıyı yaparken kendisi dinden çıkarda haberi olmaz..Biz sadece burada cemaatlerin önemini anlatmaya çalıştık...Hepsi bu..
Senden ve cerenimo kardeşimden ricam.Bir konu tartışırken doğrusunu bilmeden karşı tarafa suç isnad etmeyelim..
yuziap demiş ki:
general abi yada kardeş bu hadisi de nerden buldun...
Böyle bir soru yerine "General kardeşim kaynak gösterebilir misin?" desen daha hoş olurdu...
cerenimo kardeşim ve sen biraz sert giriş yapmışsınız sanki insanları dinden çıkarmaya çalışıyoruız gibi bir atıf var..
İşte o beyenmediğiniz cemaatlerden "Nur Cemaati" Bediüzzaman Hz.'lerinin sadece bu sözünü düstur edinseydik biz şuan burada birbirimize değilde önce kendi nefsimize sonrada din düşmanlarına adavet (düşmanlık) ederdik...
Üçüncü Düstur: Adavet (düşmanlık) etmek istersen, kalbindeki adavete adavet et; onun ref'ine çalis Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmarene ve heva-i nefsine adavet et, islahina çalis O muzir nefsin hatiri için, mü'minlere adavet etme Eger düsmanlik etmek istersen; kafirler, zindiklar çoktur; onlara adavet et Evet nasilki muhabbet sifati, muhabbete layiktir; öyle de adavet hasleti, her seyden evvel kendisi adavete layiktir...
Hakkınızı helal edin mübarekler, biz Müslümanız (Elhamdulillah) nereden veya kimden olursa olsun...
Saygılarımla..
Yeşil Üye
Tarih:
Pts Eyl, 2009 6:44 am
sedahan paylaşımınız için teşekkürler...
Sadece şunu söylemek istiyorum tarikat 'a giden yol demek bırakın kim kimle ve nasıl gitmek istiyosa gitsin bu kimseyi ilgilendirmez we günümüzdeki dostlarının nasıl yaşadığını bilmeden de yorum yapmamız doğru olmaz....
__KONUŞSAM TESİRİ YOK SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL__
Kıdemli Üye
Tarih:
Sal Eyl, 2009 22:38 pm
bu düşmanlık kısmını anlamadım. senin gibi düşünmeyen herkesi kendine düşman bellersen sonu nereye varır. evet hepimiz müslümanız ama öne geçenlerimizde var geride kalanlarımızda.
Deneyimli Üye
Tarih:
Prş Ekm, 2009 3:25 am
bende cemaatin veya tarikatin şart/farz olmadığını düşünenlerdenim. zamanında bende çeşitli cemaat/tarikatlara gittim. ama çok kısa süre. hatta bi ara bi nurcu cemaatinde imam gazali'den bahsettiğim için tabiri caiz ise beni dövüyolardı.
orda abi dediklerinden seçkin birinin söylediği şu söz benim bu cemaatten soğumam için yetti. " devir Kuran-e kerim, gazali, rabbani vb okuma devri değil, risalei nur devri, bugün senin kuran-e kerimden istifade edebileceğin ayet sayısı 32 ayettir. (30 lu bi rakam söylemişti33 mü 35 mi unutmuşum ).
ama adam risalei nuru ezberlemişti helal olsun, bi cümle okuyor ve yarım saat açıklama yapıyodu. lakin abdesti bozan haller nelerdir, vahdeti vucud nedir, imam teymiyye kimdir gibi sorular sorsan bilmez..
Onu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır.
Onu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır
Sonraki başlık Önceki başlık
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız