"Bundan uzun zaman önceydi. Bir roman düştü gönlüme. Yazmaya cesaret edemedim. Dilim lâl oldu, kalemimin ucu kör. Kırk fırın ekmek yemeye yolladım kendimi. Dünyayı dolaştım. İnsanlar tanıdım, hikâyeler topladım. Üzerinden çok bahar geçti. Fırınlarda ekmek kalmadı; ben hâlâ ham, hâlâ aşkta bir çocuk gibi toy..."
Böyle başlıyor yeni romanım AŞK ın içindeki roman. Bu kez, iki katlı bir rüya sunuyorum okurlara. Roman içinde roman, hikâye içinde hikâye, aşk içinde aşk anlatıyorum. Kitabın ismi belki kimilerine basit gelecek. Öyle ya, pek fiyakalı bir isim sayılmaz. Ne kelime oyunları yapıyor ne de dolambaçlı anlatımlar peşinde koşuyor. Son derece temel, som, tek bir kelime: Aşk! Önü arkası boş. Yalnız, sakin, dingin... Öylece bir başına.
Ama belki de romanın ismi gücünü tam da gösterişten uzak olmasından alıyor. Aşk kelimesinde hem bir tevazu var hem de kendinden emin bir duruş. Halbuki nedense genellikle bu kelimeyi bir tamlamayla, takviyeyle kullanma gereği duyuyoruz. Aşkın hiçbir sıfata ihtiyacı yok ki. O başlı başına bir dünya, nasıl kategorilere sığsın? Bu yüzden kitabın sloganı:
"Ya içindesindir aşkın, merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde."
Siz bu yazıyı okurken AŞK kitapçılara henüz dağıtılmakta. Fırından yeni çıkmış ekmek gibi dumanı üstünde, sıcacık, taptaze. Bir romancı için aylarca, mevsimlerce gece gündüz emek verdiğiniz kitabı nihayet raflarda görmek tuhaf bir his. Bir yandan mutluluk duyuyorsunuz; anlatığınız hikâyeyi okurlarla paylaşmanın nazenin heyecanı içinde. Bir yandan burukluk hissediyorsunuz; ayrılık hissine benzer bir his saplanıyor yüreğinize. Romanınızı uğurluyorsunuz. Gitsin, kendi yolunu bulsun. Onu sevecek, anlayacak, ruhdaşı olacak okurları bulsun diye.
Bu romanda okura yüreğimi açtım. Tasavvuf benim sırrımdı, o sırrı aşikâr ettim. Şems ve Mevlânâ hakkında bir kitap yazayım arzusuyla kaleme almadım bu kitabı. Ben "aşk"ı anlatmak istedim. Buydu çıkış noktam. Hem dünyevî hem manevî boyutlarıyla aşkı yazdım. Zıt gibi görünen karakterleri yan yana getirerek evrensel bir öz yakalamayı arzuladım. 2008 senesinde Boston da yaşayan üç çocuk annesi mutsuz bir Yahudi Amerikalı kadın için Mevlânâ ne ifade ediyor, bu sorunun cevabını kovaladım.
Son tahlilde, beşerin tabiatı şaşmaktır. Elbette hatalar, kusurlar olabilir. Yoksa Şems i, Mevlânâ yı yazmaya kalkıp da her şeyi anladığını iddia etmek "kibir" olur. Ama şunu samimiyetle söyleyebilirim:
Ben bu romanı aşkla yazdım, aşkla okunmasıdır temennim.
'ım, hayretimi arttır!
Sponsor üye
Tarih:
Reklam Alanı - Bu Alana Reklam Vermek İçin Bizimle İrtibata Geçiniz...
Sitemize Destek Olmak İçin (Kitap) Reklamlarına Her Gün Bir Defa Tıklayın...
Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz,
ana rahminden bebeğe yol açılmaz.
Senden yepyeni ve taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için
zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
Elif Şafak/Aşk
'ım, hayretimi arttır!
Moderatör
Tarih:
Sal Eyl, 2009 23:28 pm
Tanıtım için saolasın Mutenam, ilk dediğin andan itibaren meraktayım zaten.
inş önümüzdeki hafta kavuşacam.
Sonraki başlık Önceki başlık
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız