Bazan kaza denince, kesin emir ve hüküm kastedilir. Şu âyette bu mânada kullanılmıştır:
" bir şeyin olmasına hüküm verdiği (kaza ettiği) zaman, ona 'olI'der; o da (ilâhîemre uygun) oluverir." 2°
Bazen kaza, u Teâlâ'nın bir hükmü vacip kıldığını bildirmek için kullanılır. Şu âyette olduğu gibi:
"Rabbin, sadece kendisine ibadet etmenizi hükmetti."2''
Bu âyetteki kaza (hükmetme), bildirme, haber verme mânasında alınmalıdır; çünkü, bunu kesin emir ve değişmez ilâhî hüküm mânasına aldığımızda; kâinatta u Teâlâ'dan başka hiç kimseye ibadet edilmemesi gerekirdi. Çünkü, yaratılan bir varlığın onu yaratana ters hareket etmesi mümkün değildir. Ancak âyeti, ilan ve
20 el-Mü'min 40/68.
21 el-İsrâ 17/23.
haber verme mânasına aldığımızda durum anlaşılır. Şu âyet de bu mânadadır. u Teâlâ buyurmuştur ki:
"Ben, cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım."*2
Bundan maksat da durumu ilân etmek ve haber vermektir. Eğer bu âyetteki bildirilen hüküm, kesin bir hüküm olsaydı; bütün varlıklar O'na kulluk yaparlardı. Böyle kesin bir hüküm olmayınca, farklı durumlar ortaya çıkmış; bazıları yüce 'a, bazıları da başka varlıklara tapınışlardır.
FİİLDE KULUN ETKİSİ
Şunu bil ki; u Teâlâ, ezelde verdiği bazı hükümleri kula bağlı olarak vermiş; sonucu kulun fiillerine ve sözlerine bağlı olarak takdir buyurmuştur. Bu böyle hükme bağlandığı için, onun değişmesi caiz değildir. Burada, "u Teâlâ verdiği hükmü değiştirdi" denemez; çünkü yüce Mevlâ, verdiği hükmün aksini yapmaz, kendi hükmüne ters düşmez. O, boş bir iş yapmaz; insanlar gibi kötü arzulara tabi olmaz; bütün bu hallerden yüce ve uzaktır.
u Teâlâ, neyin olmasını hükmetmişse, o bir hikmetten kaynaklanır; onda bir değişme olmaz.
Yüce , bazı işlerde kulun fiilini o işin sebebini hükme bağlamıştır; ekin ekmek, nesil yetiştirmek gibi. 22 ez-Zâriyât 51/56.
Bazı işler kulun fiiline bağlı olarak hükme bağlanmıştır; jua ve istiğfar gibi.
Bil ki; u Teâlâ, bazı âyetlerde fiili bizzat kula nis-Det etmiş, onun yaptığını belirtmiştir. Şu âyetler buna jrnektir:
"Bu onların yaptıklarına karşılık olarak verilir.'23 "Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün. '24
u Teâlâ bazı âyetlerde de, kulun yaptığı bütün eri onun değil yüce zâtının yaptığını bildirmektedir. Şu ayette olduğu gibi:
"Onları siz öldürmediniz; fakat öldürdü. Attığın zaman sen atmadın, fakat attı.^5
Bundaki hikmet şudur: u Teâlâ olan bütün işle-yaratıcısı ve takdir edenidir. Kul ise, onu yapan ve ıeydana gelmesine sebep yapılan kimsedir. Kul, u Teâlâ için ibadet yapar; yüce mevla da ona karşılık kendisine sevap verir. Eğer bu işler, yaratılma yönüyle yüce 'a, yapıp sonucunu üstlenme yönüyle de kula ait olmasaydı; 'a mâbud (ibadet yapılan), kula ,(âbid ibadet) yapan ismi verilmezdi.
Bundan ortaya çıkan şudur: Kul, âbid (ibadet eden) j/e kâsib (iş yapıp sonucunu elde eden) kimsedir; Alla-ıu Teâlâ da mâbud ve yaratıcıdır.
23 el-Vâkıa 56/24.
24 et-Tevbe 9/5.
25 el-Enfâl 8/17.
74
YAPILAN İŞLERİN KISIMLARI
Bil ki, yapılan işler iki kısımdır:
Birincisi, kuldan meydana gelen işlerdir; buna kesb (kulun kazancı) denir; kula aittir. Bunları öğretmek için ilâhî kitaplar indirilmiş, peygamberler gönderilmiştir. Bu kısma giren işleri yapmak için akla ihtiyaç vardır; çünkü akıl sorumluluk için bir delil olmakta ve kulun gideceği yol onunla aydınlanmaktadır.
İkincisi, yaptıklarının bir karşılığı olarak kulun başına gelen mükâfat veya ceza türü işlerdir. Bu kısma giren işler, bir yönüyle u Teâlâ'nın elinde, diğer yönüyle kulun elindedir. Sonuçta her ikisi de ancak kulun yaptıklarının bir karşılığıdır. Şu âyet bunu ifade etmektedir:
"Başınıza gelen bütün musibetler, yaptığınız işlerin karşılığıdır; halbuki çoğunu da affetmektedir.1*6
Bu mânada başka âyetler de mevcuttur. Bu âyetteki mânayı iyi anlayan kimse, u Teâlâ'nın kelamında kula ait gösterilen şeylerdeki muradı anlar.
Bunun bir misali; cellâdın hırsızın elini kesmesidir. Bu işe bakan bir kimse, "Eli kesen cellâttır" dese, bu söz doğrudur. "ıu Teala, cellâdın eli ile onun elini kesti" demek de doğrudur. Çünkü kesme işi ilk yaratılma yönüyle u Teâlâ'ya ait oldu için, mecazen böyle denebilir. Bu işte, "Hırsız kendi elini kesti" demek de uygundur; zira elin kesilmesine sebep olan onun ilk olarak yaptığı hırsızlıktır. Kesilme işi onun yaptığı bir suçtan dolayı başına gelmiştir.
26 eş-Şûrâ 42/30.
75
Bu durumda, elin kesilmesi yaratılma yönüyle yüce 'a aittir; işlediği hırsızlığın bir karşılığı olarak da kula aittir. Burada biri diğerine ters düşmez. Bunun delilleri Kur'an'da açıklanmıştır.
Kim, bu sözü gerçek manasıyla anlarsa, sadece nefsinden korkar ve ancak yüce 'ın rahmetine ümit bağlar.
İbnu Abdullah şöyle demiştir: "Hepimiz u Teâlâ'nın zâtı hakkında, ahmağız (fazla bir şey bilmiyoruz)."
Burada anlatılmak istenen şudur: u Teâlâ'nın kazasına (ilâhî takdire) baktığımızda, kulun yaptığı bütün işlerde mazur olduğunu (onları yapmaya mecbur kaldığını) düşünebiliriz. Kula bazı işleri emreden ve yasaklayan ilâhî emirlere baktığımızda ve bir de kula verilen ihtiyarı/seçme yetkisini düşündüğümüzde, yapılan işin kuldan başladığı zannedilebilir.
Bu konuda doğru olan düşünce şudur: Kul bütün işlerinde, sözlerinde ve hallerinde u Teâlâ'ya muhtaçtır; O'nsuz hiçbir fiil olmaz. Kul, ilâhî irade içinde dönüp durmaktadır; ancak insan, yaptığı işte hayvanlar ve cansız varlıklar gibi mecbur ve mahkûm değildir. İnsan, ya kendisini saadete götürecek hayırlı işler içinde 'ın özel yardımı ile desteklenir hayır yapar; ya da sonu cehenneme gidecek sebepler arasında kendi haline terkedilmiş, nefsi ile baş başa bırakılmış olup kötü işleri yapar.
Ben beni bilmem hakikatte, seni nasıl bilirim, benim bildiğim bir tektir ve RASULÜ
Sponsor üye
Tarih:
Reklam Alanı - Bu Alana Reklam Vermek İçin Bizimle İrtibata Geçiniz...
Sitemize Destek Olmak İçin (Kitap) Reklamlarına Her Gün Bir Defa Tıklayın...
Sonraki başlık Önceki başlık
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız